SATILIK ÖLÜM


 

"Ölüm" nadir olmayan bir antikaydı. Kataloglarda yoktu. Adı anıldığında müzayede salonuna kar yağdı bu yüzden. Kar sessiz yağar.

Müzayedeyi yöneten, "Artıran yok mu!" diyemedi. Paha biçemedi kimse ölüme. "Satıyorum" kelimesini ne kadar uzatsa da bir bayrak kalkmayacak. Ölümün müşterisi yok. Başlar öne eğilmiş. Kalkmayacak bir Çin vazosu çıkana kadar masaya. Beş yüz yıllık Çin vazosu görünür görünmez bayraklar çırpınıyor! Çiçekler fışkırıyor topraktan! "Artıran yok mu!" Var. Bir servet ödenebilir bu kadim vazoya. Şu renklere bakın, cıvıl cıvıl. Salonun köşesine ne güzel yakışır. Hele minik ayaklı Çin güzelleri, nasıl anlatır misafirlere imparatorları. Müşterilerin başı yerde hâlâ. Bu yüzden kendilerine çay ikram eden Çin güzellerini göremiyorlar. Müzayedeyi yöneten elindeki tokmağa bakıyor solgun bir tebessümle. Masaya vuramadı, tokmak kıvranıyor boşlukta.

- Duvara vursun.

- Duvara mı?

- Evet, duvara bir çivi çaksın.

- Ne olacak çivi?

- Bir tablo asılacak.

Tablo: Yolculuğa çıkmak üzere olan bir adam. Devesinin üzerinde elini kaldırmış. Gideceği yerden bir istediği olup olmadığını soruyor dostuna. Bir aba, bir kılıç, bir yüzük... "Hayır," diyor dost, "rastlarsan ölüme, benim için satın al!"

- Böyle tablo olmaz.

- Olur.

- Kim bu korkunç müşteri?

- Korkunç değil.

- Adı ne?

- Süfyan-ı Sevrî.

Müzayede salonunda çıt yok. Sadece çivinin üzerine inen tokmağın sesi. Tablo beğenilmediği için müzayedeci yeni bir tablo asıyor duvara. Kar yağmaya devam ediyor. Müşterilerden biri eline düşen kar tanesine pür dikkat bakıyor. Mevsim kış. Yıl üç yüz altmış beş gün. Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşit. Çap çemberi iki eşit parçaya bölüyor. Tablo: Filozof, "Hayat ile ölüm arasında fark yoktur!" diyor bir toplulukta. Topluluk bu, uğulduyor: "O halde niçin ölmüyorsun!" İhtiyar gülümsüyor: "Hayat ile ölüm arasında fark olmadığından."

- Kim bu zeki müşteri?

- Thales. Beğendin mi tabloyu?

- Tablo güzel fakat güzel değil ölüm.

Kar saçları, kaşları, bıyıkları örtüyor. Çantaları, şemsiyeleri, bayrakları... Müşterilerin gözleri ayaklarında. Kalkıp gitseler. En küçük bir kıpırtı yok. Dondular mı? Müzayedeci karlı tokmağını ha bire vuruyor çiviye. Üçüncü tabloyu asarken bir çığlık duyuluyor salonda. Müzayedeci bütün başların kalkacağını düşünüyor yerden. Hayır, en küçük bir hareket yok. Ses tablodan geliyor. "Durmadan sevginin yeni bir konağına iniyorum./ Öyle bir konak ki akıllar hayrete düşer." Tablo: Çöl. Kesilip kökleri kalmış bir kamışlık. Adam çıplak ayakla yürüyor kılıçlara dönmüş kamış kökleri üzerinde. Ayaklarından kanlar akarak aynı beyti söylüyor. İki mısra arasında geçiriyor geceyi. Ta ki düşene kadar yere cansız.

- Mecnun mu bu?

- Meczup.

- Adı ne bu meczubun?

- Ebu'l- Huseyn en- Nurî.

- Ancak bir mecnun müşteri olur ölüme.

Kar dizlere ulaştı. Avizelerden buzlar sarkıyor. Müzayedeci, "Müzayede bitmiştir!" diye bağırmak isterdi. Fakat bitmedi müzayede. Tablo asmaya devam edecek duvara. Paha biçilmez ölümün müşterileri nefeslerini tutmuş dördüncü tablonun çivi şarkılarını dinliyorlar. O sırada dışarıda afişler asılıyor vitrinlere: "Büyük Ucuzluk" Ayakkabılar, gözlükler, kravatlar, kazaklar, pantolonlar, gömlekler, kitaplar, cetveller, kalemler, kolyeler, bilezikler, küpeler ucuzluyor birden. Salonun büyük bir gürültüyle boşalması lâzım. Hayır, yerinde müşteriler. Çıt yok. Tablo: İki adam iki ayrı zamandan, aynı ekmeği paylaşıyorlar; ölümü. İlk adam gülüyor can çekişirken. Sonra zorlukla açıp göz kapaklarını o dingin gözlerini üstümüze dikiyor; " İşte böyle bir zaman için çalışsın çalışanlar!" İkinci adam Kur'ân'ı hatmetmeye çalışıyor can vermeden önce. "Böyle bir durumda Kur'ân mı okuyorsun!" diyor yanındakiler. Cevap iki anahtar cümle: "Kur'ân okumaya benden daha muhtaç kimdir! Kapanmak üzere defter!"

- Kim bu adamlar?

- Abdullah b. Mübarek ve Cüneyd el- Bağdâdî.

- Hangi defter bu!

- Ya hangi ses bu işittiğimiz!

Müzayedeci dört tablo astı duvara. Çerçeveleri tahtadan. Dört mevsim birbirine karıştı, dört tablo tek renk. Akrep ve yelkovan şampiyon bir dövüşçünün kolları gibi kalktı havaya. Müzayedeci kaldırdı tokmağı ve masaya vurdu: Saattııım!

A. Ali URAL

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !