GÜLÜMSEYEN MIKNATIS

Bir kelime çekiyor beni. Meşin kaplı sözlüğümde dolaşırken o kelimeye yapışıyor parmağım. Merakımı körüklüyor perde. Açılmıyor hemen, yanıyor parmak ucum.

Can havliyle çekiyorum üzerinden elimi. Parmağımda is. "İstemek"te is var ne tuhaf. Bacaları kıskandıran leke, madencileri aynaya baktıran gurur. Hem "İstemek"te iz de var, avcıları şafak sökerken yollara düşüren, gözlerini çarmıha geren toprakta. "İz-de-mek"ten doğduğunu söyleyen kamuslar "istemek"in, söyleyin nerede bitecek sürek! Yüzyıllardır annesinin eteğini çekiştiriyor eliyle çocuk. Diğer eliyle hep işaret etmede. Bütün nesneler önünden geçiyor bu küçük parmağın. Ey anne, çocuğa söyle! Şehâdet parmağıdır işaret parmağı. Göğü özler, sürünmesin yerde. Sesim varmadan kulağına buharlaşıyor. Yağmur oluyor göğe varınca. İşaret parmağını öpüp, göğsüne çekiyor çocuğu anne mıknatıs.

Bir renk çekiyor beni. Öyle bir çekiyor ki 1295 yıl önceki bir kalabalıkta açıyorum gözümü. Siyah bir noktaya akıyor âlem. Bütün cümleleri bitiren o nokta Kâbe. Emevî Halifesi Süleyman b. Abdülmelik Kâbe'nin yanında namaz kılıyor. Selam verirken bir bedeviye takılıyor gözü. Hâli dikkatini çekiyor; ışığı yansıtan bir yüz, var yok arası bir beden. "Benden bir istekte bulun, yapayım!" diyor adama. Şöyle cevap veriyor bedevi: "Doğrusu Allah'ın evinde olup da O'ndan başkasından bir istekte bulunmaktan utanırım." Bedevi Harem-i Şerîf'ten çıkıyor, Halife peşinde. Kesiyor yolunu ve "Bak şimdi caminin dışındayız. Şimdi bir istekte bulun ki benden yerine getireyim hemen!" Bedevi Halife'ye soruyor, "Ey Müminlerin Emîri! Dünya ihtiyaçlarından mı, âhiret ihtiyaçlarından mı isteyeyim?" Halife, "Dünya ihtiyaçlarından!" diyor. Bedevi derin bir soluk alıp bırakıyor cümlesini boşluğa: "Ben dünyayı sahibinden istemedim. Nasıl olur da ona mâlik olmayan birinden isterim!"

İstekleri çekiyor uçurumlar. Koştukça büyüyor çığlar boşluğa. Bütün yollar kapanmış ne çıkar! İstemeye devam. Mitoz ve mayoz bölünmeyle artmalı arzular. "Kötü şeyleri elden çıkarmak, iyi şeyleri elde etmekten önemliymiş" ne gam. Kim demiş isteklerimizin peşinde olduğumuzu. Belki de düşüncelerimizin izini takip ediyoruz isterken.

- İsteklerimizi düşüncelere mi sarıyoruz yoksa?

- Şüphen mi var!

- Bir hediye paketi gibi mi!

- Evet, üstelik kendimize veriyoruz onu.

- İnsan kendine hediye verir mi!

- Ne korkunçtur insanın kendine verdiği hediye.

- Korkunç olan ne!

- Zulüm.

- Kendine mi zulmediyor insan?

- Wilde'ı dinle. Bir masal anlatacak sana.

"Bir zamanlar bir mıknatıs vardı. Bu mıknatısın yakınında çelik eğe talaşları yaşardı. Bir gün üç dört eğe talaşı mıknatısın ziyaretine gitmek için ani bir arzu hissetti ve bunun ne kadar güzel bir şey olacağı üzerine konuşmaya başladılar. Yakınlarındaki diğer eğe talaşları onların konuşmalarına kulak misafiri oldular ve onlar da aynı arzunun cazibesine kapıldılar. Onlara başkaları katıldı ve sonunda bütün eğe talaşları bu konuyu tartışmaya başladı; belirsiz arzuları yavaş yavaş bir itkiye dönüştü. 'Neden bugün gitmiyoruz?'dedi bir kısmı; ama diğerleri yarına kadar beklemenin daha iyi bir görüş olduğunu düşünüyordu. Bu esnada hiç farkına varmadan, görünüşte onlarla hiç ilgilenmeyen ve tamamen hareketsiz duran mıknatısa doğru iradeleri dışında çekiliyorlardı. Farkında olmaksızın, komşularına gittikçe daha fazla yaklaşarak tartışmalarını sürdürdüler; konuştukça gitme itkileri büyüdü ve sonunda en sabırsızlar, geri kalanlar ne yaparsa yapsınlar, kendilerinin o gün gideceklerini bildirdiler. Bazılarının mıknatısı ziyaret etmenin ödevleri olduğunu, aslında bunu çok daha önce yapmış olmaları gerektiğini söyledikleri işitildi. Ve konuştukça ilerlediklerini fark etmeden, mıknatısa gittikçe daha çok yaklaştılar. En sonunda sabırsızlar ağır bastı ve önüne geçemedikleri bir itkiyle tüm grup, 'Beklemenin anlamı yok. Bugün gideceğiz. Şimdi gideceğiz. Hemen gideceğiz,' diye bağırdı. Sonra tek bir kararlı vücut halinde azametle yürüdüler ve göz açıp kapayıncaya kadar, her yandan mıknatısa yapıştılar. İşte o zaman mıknatıs gülümsedi. Zira çelik eğe talaşları ziyaretlerini kendi özgür iradeleriyle gerçekleştirdiklerinden hiç kuşku duymamışlardı."

- Nasıldı masal!

- Anlamadım.

- Gülümsüyor mıknatıs sana.

- Göremiyorum.

- Yakınlık engelliyor görmeni.

- Ne yapayım?

- Kurtul mıknatıstan.

A. Ali URAL

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !